Organizasyon ve Liderlik Anlayışlarında Değişim Trendleri

Organizasyonların başarılarını ve rekabet güçlerini korumaları için değişen trendleri ve iş yapış şekillerini takip edebilmeleri çok önemli. Organizasyonları oluşturan birimler bireylerin ta kendisi. Başarılı olmaya devam etmek için hem bu bireylerin -yani çalışanlarımızın- hem de müşterilerin ihtiyaçlarını ve taleplerini anlamamız gerekiyor. Bu ihtiyaçlara göre belirlenen yön ve hedeflerin etkin şekilde uygulanması içinse organizasyonlardaki liderlerin sorumlulukları çok büyük.

Değişen ihtiyaç ve taleplerle, liderlik kelimesi de anlamı yenilenen ve kendini güncelleyen bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Günümüzde otoriter ve mekanik liderlik anlayışları geride kaldı. Dünyaya katkıda bulunan, anlam yaratan ve organizasyonunun her seviyesinden görüşleri bünyesinde toplayan liderler etkin liderler olarak karşımıza çıkıyor. Bill Gates, Stephen Hawking, Oprah Winfrey gibi küresel anlamda iz bırakmış kişilere baktığımızda, hepsinin ortak yanının anlamlı bir amaca hizmet etmek olduğunu görüyoruz. Bu bireyler; topluma duyarlı, küresel birer vatandaşlar ve “aktivist” liderler.

1975’te Bill Gates ile birlikte Microsoft’u kuran Paul Allen, tükenmekte olan türler için muazzam bir araştırmaya imza attı. Şirketi üzerinden veri toplayarak, 18 ülkede Afrika fillerini tek tek saydı ve 7 yılda %30 azaldığını tespit etti. Bu bilgi medyaya düştüğünde, etkileri bir ülkenin yasalarını değiştirtti. Fildişi ticaretinin %70’inden sorumlu Çin; 2017’de tüm fildişi ticaretini yasaklayacağını açıkladı. Tek bir lider, teknolojinin de yardımıyla, bir türün korunmasında önemli bir görev üstlendi. Tek bir liderin yaratabileceği değişimin ölçeği, artık büyük veri, yapay zekâ gibi olanaklarla hayal edeceğimizin ötesine ulaşabilir.

Muhammed Yunus, 1970’lerde bankacılık ve ilgili hizmetlere erişim zorluğu çeken birey ve küçük işletmeler için sağlanan mikro-finansman modelini kullanarak Bangladeş’te çoğunluğunu kadınların oluşturduğu milyonlarca insanın finansmana erişimini sağladı. Ulaşılan bireylerin %65’sinin hayatı daha iyi duruma gelmiş durumda. Bu örnek, finans sektörünün dönüştürücü potansiyel gücünü ortaya koyuyor.

Değişimi Talep Edenler: Y ve Z Jenerasyonu

Y jenerasyonu statükoyu sorgulayan yapılarıyla liderlik anlayışında dönüşümün öncülük rolünü üstlenmiş durumda. Sosyal medya sayesinde tüm dünyayla bağlantı halinde, dünyada olan biten her şeyden haberdar durumdalar. Farkındalık ve etik anlayışları da hem sosyal medyanın gücünü kullanma hem de yalnızca kendi çevrelerinde değil, küresel anlamda meydana gelen olayları yorumlama yetenekleriyle paralel gidiyor. 1980-2000 yılları arasında doğan nesli kapsayan bu bireyler, aktif vatandaşlar. Şu an iş gücünün yaklaşık %35’ini oluşturan, 2025 yılında ise işgücünün %75’ini oluşturması beklenen jenerasyonun liderlik yöntemi ise; çalışanlarına kredi veren, etik standartlarla hareket eden, ortak karar verme mekanizmalarına inanan bireyler üzerine şekilleniyor. Tüketici olaraksa şirketlerin etik ve toplum odaklı olması gerektiğine inanıyorlar. Bu tüketicilerin %73’ü; sürdürülebilir ve etik standartlara uygun olması durumunda bir ürün için daha yüksek bir fiyat ödemeye hazır olduğunu ifade ediyor.

Morgan Stanley tarafından 2000 yılı ve sonrasında doğan nesli ifade eden Z jenerasyonu ise önümüzdeki yıldan itibaren işgücünün %38’ini, toplam tüketicilerin ise %40’ını oluşturacak. Bu kişiler çalışma hayatından şeffaflık bekliyor ve geribildirim almaya önem veriyor, paylaşmayı seviyor. Bilgiyi görsel olarak almaya alışık bu nesil, kariyerlerini düz ve belirli bir yol olarak değil, yaratıcı ve değişken bir rota olarak görüyorlar. Tam da bu yüzden, organizasyonların yakın bir gelecekte buna uygun ortamlar oluşturması gerekecek. Harvard Business Review Türkiye için bu yıl yedinci kez yapılan bir araştırmaya göre, şu an Türkiye’de üniversite öğrencisi olan gençlerin çalışacakları organizasyonlardan en büyük beklentileri, profesyonel eğitim ve gelişim olanakların sağlaması. Teknolojiyle iç içe büyümüş, tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar çağında doğmuş Z jenerasyonu için tüketim, sahiplikten ziyade erişim ve üyelik, bireysel kimliklerine hitap ve etik kaygılar demek. Bu yüzden, tedarikçiler toplu üretim ile kişiselleştirilmiş ürünler arasında bir denge ararken; özellikle Y kuşağıyla başlayan ve Z kuşağıyla ön plana çıkmış etik üretim kriterlerini dikkate alacaklar.

Özellikle Z kuşağının yakın gelecekte açıkça ifade edeceği bu tüketim ve liderlik talepleri, organizasyonları; bireylere güç veren ve yatay hiyerarşi yapılarının öne çıktığı şekillerde yeniden düşünmeye itiyor. Fabrikalardaki üretim bandı gibi parçaların bir araya gelerek bir bütünü oluşturduğu ‘birleştirme’ anlayışı yerine, bütüncül bakışla ‘canlı’ olarak tasarlanmış organizasyonlar geleceğin organizasyonel yapılarını oluşturacak gibi duruyor.

 

Sözleşme

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

Sözleşme

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as

lorem klsdjlk sajdk ajsdkjskdjıoqw dqwuda sd lsdidss uds mdsudusuadahskasjh dsajdhajskhd kjasdhjkashdjk asjdhaskjkhd as